Canınız yerçekimi çekince....

Canınız yerçekimi çekince....

Her ne kadar anlık eksikliği keyif verse de onsuz yapamayacağımız bir hediyedir bize yerçekimi… Arabamızla dik bir tümseği inerken, yüksek bir yerden suya atladığımızda, salıncakla sallanırken, veya paraşütü açmadan önce havada yüzerken hissedilen o garip ama çoğumuza güzel gelen his yerçekimi etkisinin kısa süre için bile de olsa üzerimizden kalkmasından kaynaklanır. Ama bu kısacık an bir şekilde uzatılırsa inanılmaz sonuçlar ortaya çıkar. Örneğin uzay istasyonunda uzun süreli görevlere çıkanlar bazı yerçekimsizlik tehlikeleriyle savaşmak zorunda kalırlar. Bir türlü alışamadıkları bu ortamda canları en çok yerçekimi çeker. Bunlara geçmeden önce yerçekimi, kütle ve ağırlık nedir öğrenelim.

Yerçekimi veya daha doğru adıyla kütlesel çekim, maddelerin birbirine uyguladıkları çekim kuvvetidir. Şu şekilde söyleyebiliriz ki kütleler birbirini çeker hem de arada ip, su, hava veya herhangi bir bağlayıcı olmasına gerek duymadan. Bunun sebebini 21. yüzyılda bile bilemiyoruz ama sadece kabul ediyoruz. BÖYLE BİR KUVVET VAR. Tabii bu kuvvet Newton keşfettiği için değil, varolmasını takdir eden bir KUVVET SAHİBİ olduğu için var. Dünyamızdaki yerçekimi, üzerindeki maddeye kütlesine bağlı olarak bir kuvvet uygular. İşte bu kuvvet de ağırlıktır. Aslında bize ağırlığımız sorulduğunda, (örneğin) 75 kg. deriz. Fakat bu bilimsel anlamda yanlış bir bilgilendirmedir. Dünyadaki hemen herkes de bunu yanlış bildiği için problem yaşamayız. Aslında 75 kg. olan bizim kütlemizdir. Ağırlığımız ise (75 x 9.81) 735.75 N (Newton) dur. Anlatmak istediğim şey, ağırlığın bir kuvvet olduğu ve kg. birimiyle ölçülemeyeceğidir. Fizikte kuvvet, kütle ve ivmenin çarpımına eşittir (F=m.a). Dünyanın birim kütleye uyguladığı yerçekimi ivmesi 9.81 m/s2 olduğundan dünyadaki ağırlık kuvveti bu ivme ve kütlenin çarpımına eşittir. Bu, dünya üzerinde kaldığımız sürece pek önemli değildir. Ama bu 75 kg’lık kütle Aya götürüldüğünde ağırlığı (75x9.81/6) 122.62 Newton olacaktır.

Yani kütle değişmez ama ağırlığı etkisinde bulunduğumuz kütle çekimi belirler. Aynı şekilde Güneşte bulunsaydık 75 kg’lık kütlemiz dünyadakinin 28 katı ağırlığı, (20601 Newton) hissetmemize sebep olacaktı. Bu durumda kolumuzu bile kıpırdatamayacaktık çünkü sadece o, tek başına dünyadaki vücudumuzdan daha ağır olacaktı. Daha da büyük çekim ortamlarında örneğin bir Nötron yıldızında vücudumuz dünyadakinin binlerce katı büyüklüğünde bir ağırlığa maruz kalarak ezilecek ve bir çorba kaşığını doldurmayacak kadar küçülecekti.

Yerçekimi dünya üzerinde heryerde vardır ama çok küçük farklılıklar gösterebilir. Örneğin Kutuplarda diğer yerlere göre her 13 kg. kütle için 1 Newton fazla ağırlığımız vardır. Veya Everest dağına çıksak her 32 kg. için 1 Newton daha az ağırlığımız olur. Bunun sebebi ise, dünyanın merkezine olan uzaklığımızdır. İki kütlenin birbirlerine uyguladıkları çekim kuvvetini belirleyen özelliklerden birisi, bu kütlelerin merkezlerinin birbirine uzaklıklarıdır. Kütle çekimi uzaklığın karesiyle ters orantılıdır. Yani dünyanın merkezine olan uzaklığımızı (yaklaşık 6371 km.) iki katına çıkarsak ağırlığımız dörtte birine iner. Veya 10 katına çıkarsak yerdekinin 100’de biri ağırlık hissederiz. Fakat dikkat edilirse bu kuvvet hiç bir zaman sıfıra inmez. Ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım belli bir kütleçekim etkisine maruz kalırız. Nitekim Rabbimiz bize bunu Rahman suresinin 33. Ayetinde şu şekilde bildirmiştir “Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz.” Kainatta kütle çekiminin sıfır olduğu bir yer bulmak imkânsızdır. Biz her ne kadar uzay mekiğinde ya da uzay istasyonunda yerçekimsizlik durumu var gibi görsek de aslında oralarda da Güneş ve Ay’dan kaynaklanan bir çok kütleçekimi ve benzeri kuvvetler vardır ama çok az olduğundan hissedilmez. Bir uydu ya da uzay istasyonu, normalde Dünya’dan sadece 300 km uzaklıktadır. Ve halen içindeki insanlara Dünya’dakinin 9/10 (onda dokuz) büyüklüğünde bir yerçekimi tesir etmektedir ama yörüngedeki merkezkaç kuvvet bunu dengelediğinden ağırlık hissetmezler. Bunu devamlı aşağıya düşen ama yere hiç çarpmayan bir asansör ya da uçakta olmak gibi de düşünebilirsiniz. Siz ve etrafınızdaki hava dahil herşey sürekli aynı hızda aşağıya düşerse bu düşüşü hissedemezsiniz.

Yerçekiminin olmaması eğlenceli gibi görünse de hayatımız bu kuvvete o kadar bağlı ki, yemek gibi su gibi belli bir zaman dilimi haricinde yokluğuna dayanmamız mümkün değil. Dünyadaki yerçekimini bir an için kaldırdığımızı düşünelim. Bu gerçekleştiği anda okyanuslar, dağlar taşlar, kayalar ve şu anda belki aklımıza bile gelmeyen bir çok şey ortalıkta gezinmeye başlayacak. Yönünüzü, durumunuzu hiçbir şekilde kontrol edemeyeceksiniz. Biraz yorun kafanızı, yerçekimsizliği düşünmenin bile imkânsız olduğunu göreceksiniz. Dünya gibi, kainatı da bir arada tutan kuvveti Rabbimiz kütle çekimi olarak çıkarıyor karşımıza. Şimdi gelin bir süre için uzay istasyonuna doğru yola çıkıp neler oluyor bakalım.

Bizi oraya götürecek araca binip, roketleri ateşlediğimiz anda bizi aracın tabanına yapıştıran büyük bir kuvvete maruz kalırız. Dünya altımızda küçüldükçe hızımız iyice artmış olur ve atmosferin dışına çıkıp doğru bir manevrayla yörüngeye gireriz. Bu andan itibaren dünyaya doğru hiç bitmeyecek bir düşüş başlar ve ağırlığımızı kaybederiz. Yörüngedeki araç aslında bizimle birlikte sürekli bir düşüş durumundadır. Fakat artık dünyaya göre dizayn edilmiş olan vücudumuzda dramatik değişiklikler başlar. Baş bölgesindeki sıvı miktarı kütle çekimi eksikliğinden ötürü 1,5 litre kadar artar. Bu artış sinirler üzerinde dünyada alışık olmadığımız bir etki yapar ve ortam ne kadar sıcak olursa olsun biz hafifçe üşüdüğümüzü zannederiz. Yine dengeleyecek bir çekim kuvveti olmadığından atıl kalan kaslarımız hızla erimeye başlar. Kalbimiz daha kolay dolaşım sağladığından dünya ortamı için zayıflar. Bunları engellemek için diğer astronotlar gibi her gün birkaç saat egzersiz yapmak zorunda kalırız. Tabii tüm egzersizler ağırlık olmadığından yaylı spor aletleriyle yapılır. Yani bildiğimiz halter, düz koşu, mekik vs gibi sporlar orada hiçbir işe yaramaz. Bizimle birlikte oraya gelen her üç kişiden biri mutlaka mide bulantısı ve çeşitli rahatsızlıklar hissederler. Uyumak çok zordur çünkü kendinizi yatağa bağlamak zorunda kalırsınız ama yine de güvende hissedemezsiniz. Uyusanız da sık sık korkuyla uyanırsınız. Ayrıca astronotların en çok şikayet ettikleri uykusuzluk sebeplerinden biri “battaniyenin ağırlığını” hissedememektir. Orada göreceğiniz bütün rüyalar yerçekimsiz ortamda geçer. Hayat çok zordur. Elinizden bıraktığınız herşey havada yüzmeye başlar. Kahvenizi, suyunuzu havada kaybedebilirsiniz. Yüzünüzü yıkarsınız ama su akmadığı için bir türlü süzülmez üstünüzden. Temizlendiğinizi hissedemezsiniz. Tuvalet ihtiyacınızı görmek de başlı başına bir dert olur. Düşünün hele bir… Belki birkaç saatlik bir keyif alabilirsiniz ama zaman uzadıkça canınız yerçekimi çekecektir.

1986 yılında fırlatılıp yakın geçmişte düşürülen MİR uzay istasyonunda çeşitli seferlerde aylar boyunca kalıp dünyaya dönen kozmonotların, döndüklerinde uzunca bir süre yürüme ve denge sağlama güçlüğü çektikleri, ayrıca dünyaya döndükleri ilk aylarda ellerindeki birçok eşyayı sık sık yere düşürdükleri gözlenmiş. Tabi herşeyi havada bırakmaya alışınca bütün bunlar olabiliyor. Şimdilerde uzay araştırmacıları gezegenler arası uzun yolculuklar için en büyük sorunlardan biri olan yerçekimsizliğin olumsuz etkilerini azaltacak çözüm yolları arıyorlar. Meselâ sürekli dönen büyük bir uzay aracı yaparak merkezkaç kuvvetle yerçekimini taklit etmek gibi. Tabii sadece düşünce aşamasında olan çareler bunlar. Yerçekimi de ancak yokluğunda değerini bildiğimiz diğer tüm nimetler gibi değer kazanıyor biz insanların aklında. Aslında ekmek gibi, su gibi şükrü yapılması gereken bir hediye bize.

Görüldüğü gibi yerçekim bir nimettir hem de çok büyük bir nimet. Bu çekim Dünya’yı Güneş’in, Güneş’i Samanyolu’nun, Samanyolu’nu diğer galaksilerin yörüngesinde tutan her zaman heryerde olan, her zaman heryerde olduğu için de Allah’a (CC) mahsus olan bir güçtür. Newton onun varlığını keşfettiğinden en az 10 milyar yıl önce de var olup kainatı kainat yapan, bilmediğimiz bir merkezi bize tavaf ettiren bir güçtür. Bu gücün varlığını görüp de Rabbimizin varlığını reddetmek ise çok güçtür.
Mehmet Akyürek

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Bilim ile ilgilenir misiniz?:

Son yorumlar