Turan taktiği

Turan Taktiği

Okçu süvarilerden kurulu Türk savaş birlikleri at sayesinde sağladıkları sürat sayesinde (Türk ordularının “fırtına sür'ati” M.Ö. Çin yıllığı Shi-ki'de Lâtin yazarı IV. asır 2. yarısı- A. Marcellinus Bizans tarihçisi Priskos ve Ermeni tarihçisi Urfalı Mateos'da belirtilmiştir) sıkı saflar teşkil eden ağır hareketli ve kütle savaşı yapan yabancı ordular karşısında daima üstünlük sağlamakta idiler.

Türk birlikleri savaşın ve muharebe sahasının icaplarına göre aldıkları emri icrada kendi insiyatiflerini kullanmakta tam serbestlik içinde mütemadiyen dağılırlar birleşirlerdi. Bozkır savaş şeklini bilmeyenlere “nizamsız ve telaşlı” gibi görünen bu akıcılık Türk ordularının en büyük avantajı idi. İşte bu esas üzerine kurulu Bozkır muharebe usulünün iki mühim hususiyeti vardı: Sahte ric'at ve pusu. Yani kaçıyor gibi geri çekilerek düşmanı çenbere almak üzere pusu kurulan mahalle kadar çekmek. Bu savaş usulüne Türk yurdunun kadîm adından dolayı “Turan taktiği” denilmektedir. Türkler kazandıkları büyük savaşların çoğunda bu taktiği tatbik etmişlerdi (Hatta daha sonraki çağlarda bile: 1040 Dandanakan 1071 Malazgirt 1396 Niğbolu 1526 Mohaç vb bu taktik kullanılmıştır.)

Fertleri bir askerlik havası içinde yetiştiren bozkır Türk halkına bu sürekli başarıları sağlayan başlıca hususlardan biri aynı zamanda savaş hazırlığı vasfında olan daimi spor hareketleri idi. Ata binmek ok atmak herkesin tabii meşgalelerinden idi. At yarışları cirit gülle atma güreş doğancılık (yırtıcı kuşlarla avlanma) vb. mücadele azmini keskinleştirirdi.
Kadınların da iştirak ettikleri çeşitli top oyunları (futbol golf ve polo'ya benzer nevileri) Hunlar'dan beri Türkler arasında oynanmakta olup Gök-Türkler çağında Çin'e de yayılmıştı. Fakat Türkler'in en mühim sporu avcılıktı. Bilhassa vahşi ve zararlı hayvanın avı ile sonuçlanan sürek avları gerçek bir savaş manevrası mahiyetini taşıyordu.

Çin kaynaklarına göre M.Ö. 62 yılında Hun hükümdarının idaresinde tertiplenen böyle bir sürek avına 100 bin süvari katılmıştı. Diğer bir sürek avında 700 li’lik (aş. yk. 350 kilometre) bir çevre kuşatılmıştı. Altaylar'da çok eskiden beri bilinen kayakçılık bazı araştırıcılara göre oralardan her tarata yayılmıştır.

Bu suretle sağlamlığını ve kudretini koruyan Türk orduları yabancılar tarafından ilk taklit edilen Bozkır müessesesi olmuştur. Türk akınlarına karşı imparator Şi-huang-ti'nin inşa ve ikmal ettirdiği (M.Ö. 214) meşhur Çin şeddi maksada kafi gelmeyince orduda ıslahat hızlandırıldı. Önce 20 sene uğraşılarak Hun usulünde 163 bin kişilik bir ordu hazırlandı. Daha sonra da 300 bin kişiyi Hun usulünde yetiştirdiler.

Atlı birlikler teşkili yolu ile Türk silahları bozkır Türk süvari elbisesi olan ceket pantalon ve Hun başlığı ile çizme Çin'e girdi. Sürek avları da orada görülmeğe başladı ve bu ıslahat ve taklitler Gök-Türkler çağında da devam etti.

Romalılar da 5. yüzyıl boyunca ordularını Türkler'inkine uydurmağa çalıştılar. O zamanlardan itibaren yay Roma askerlerinin baş silahı oldu (İngiltere'nin Wales bölgesinde bulunan Romalılar'ın Hun tarzında yay imalathanesi). Bu suretle ceket pantolon da ilk defa Batıda göründü ve sonra yayıldı.

Romalılar gömlek giymesini de o sırada Türkler'den öğrenmişlerdi. Türk süvariliği ve teçhizatı en çok tesirini Bizans'ta gösterdi. Orada yalnız taklit ile kalınmamış bizzat imparatorlar tarafından bu hususta eserler de yazılmıştı.

Ordusunda Türk usulüne göre geniş islahat yapan imparator Herakleios (ölm. 641)'un “Tactica” adlı eserinde 700 yılına doğru Mauriacus tarafından yazılan “Strategikon” adlı eserde diğer imparator Leon Phyiosophos (ölm. 912)'un yine “Tactica” adını taşıyan kitabında Gök-Türk Avar Bulgar Peçenek Türk (Macar)'lerin silahları teçhizatı savaş usulleri tanıtılmakta ve Bizans ordusunda islahat lüzumu belirtilmektedir.

Üzengi de Avrupada ilk defa Avarlar'da görülmüştür.

Ruslar daha Kiyef knezliği devrinden itibaren Hazar Peçenek ve Kuman tesirinde Balkan Islavları Tuna Bulgarları aracılığı ile hem eğitim hem teçhizat yönlerinden Türk tarzında askerî güçlerini meydana getirmişlerdi. Cengiz Han da 1206'da “han” ilanını müteakip devletini teşkilatlandırırken önce ordusunu Türk usulünde düzenlemiş yani rütbe hiyerarşisi yerine kabile ünitesi ve hizmetin çeşidine göre kuvvet mevcudu değişen eski Moğol adetini terk ederek onbaşısından tümen beğine kadar kendi kabilesi (Manghol = Moğol) noyan'larından ve nö-kör'lerinden tayin ettiği 10'lu sistem üzere büyük ve disiplinli ordusunu kurmuştur.

Buraya kadar ana çizgileri ile görüldü ki: Özel mülkiyet serbest çalışma imtiyazsızlık; hükümranlık karizma'ya dayanmakla birlikte töre hükümlerinde ifadesini bulan zımnî anlaşma (kanunî meşruiyet) askerî karakter hayvancılık ve imperium Bozkır devletinin özellikleridir. Bu devlette en mühim mesele İl'in bütünlüğünü korumak için zarurî kanun mevzuatının gelişmiş hürriyet eğilimi ile bir ahenk içinde tutulmasını sağlamaktı. Bu son derecede güç bir işti.

Töre sınırlamaları ile şahıs hak ve topluluk menfaatlerinin çatışmasını önleyerek sosyal düzeni yürütebilmek yüksek idare kabiliyeti istiyen bir husustu. Devlet başkanının cesareti ve askerî bakımdan kifayeti yanında tedbirli ihtiyatlı ve ileri görüşü yani eski deyimle “hakîm” olması da gerekiyordu. Tatbikatta bu gördüğümüz gibi Türk ülkelerinde umumiyetle daima yeni şartlara göre düzenlenen törenin tam olarak yürürlükte tutulması imparatorluk durumunda ise toplumda halkı tedirgin etmiyen sosyal ve kültürel alışkanlıkların muhafaza edilerek ancak huzur bozucu uygulamaların ortadan kaldırılması şeklinde tecelli ediyordu. Töre'nin hakim bulunmadığı yerde Türk İl’i dağılıyor diğer taraftan İl-hakanlıkların çöküş anlarında kendi geleneklerine dokunulmayan yabancı kütleler birer toplum bütünü halinde tekrar ortaya çıkıyorlardı.

“Hakim” tabiri eski Türkçe’nin köklü kelimelerinden olan “bilge” sözü ile karşılanmıştır. Türk İl’inde başarıya ulaşan Türk hükümdarlarına devlet adamı ve hatta hâtunlara “bilge” sıfatının verilmesi bilgelik’in Türk idarecilerinden istenen başlıca şart olduğunu gösterir.

Türkler uzun bir tarihî hayatın tecrübeleri ile kazandıkları bu siyasî terbiye sayesinde yabancı ülkelerde de karşılaştıkları sosyal ve iktisadî güçlükleri yenerek kütleleri memnun edici siyasî teşkilatlar kurmağa muvaffak olmuşlardır. Başarının sırrı Türk bozkır siyaset anlayışındaki halk ile işbirliği halinde topluluk menfaatlerini koruma prensibinden ibaret bu “bilgelik” kavramında aranmalıdır. İşaret edilen prensip aynı zamanda “Türkler’de devlet toprakları hükümdar ailesinin ortak malıdır” şeklindeki kanaatin yanlışlığını ortaya koyar. Bu tarz tipik Moğol devlet anlayışıdır ki Türk ile Moğol’ birbirinden ayırmayan bazı araştırıcılar tarafından Türkler’e yakıştırılmış ve yaygınlaşmıştır. Türk Devleti’ndeki açıklamağa çalıştığımız ülke kavramı ve meşruiyet telakkisi (kut) karşısında hanedan mensuplarının çeşitli bölgelere tayinleri yurt’u şahsî mülk sayarak bölüşme değil idarî sorumluğu ortaklaşa yüklenme olarak kabul edilmek gerekir.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Bilim ile ilgilenir misiniz?:

Son yorumlar