Araştırmacılar, insanların kayboldukları zaman daire çizerek başladıkları noktaya geri döndüğü teorisini ispatladı.
Yapılan araştırmaya göre yön duygusu kaybedildikten sonra düz bir çizgide yürümek imkansızlaşıyor. İlk defa bir araştırmada insanların nereye gittiğine dair fikri olmadığı zaman nereye gittikleri araştırıldı.
Medyada sadece meydana geldiği zaman hatırlanan heyelan, aslında, zelzele de dâhil, diğer tabiî afetlerden daha fazla can ve mal kaybına sebebiyet vermektedir.
Kâinattaki her sistemde olduğu gibi, toprakta da, hassas bir denge vardır. Toprak malzemesinin denge hâlinin devamı; zemini oluşturan taneciklerin boyutu, şekli, dizilişi, tane yüzeylerinin pürüzlülüğü, taneleri birbirine bağlayan kalsit, kuvars veya kil gibi maddelerin cinsi, miktarı ve tanelerin kimyevî terkibiyle bağlantılıdır.
2009 yılında dünyayı tehdit eden A/H1N1 virüsü, ilk defa 1918'de İspanya'daki grip salgınında ortaya çıkmış ve dünya çapında en az 20 milyon insanın hayatına mâl olmuştur. Virüsün domuzlara bu salgın sırasında bulaştığı tahmin edilmektedir. 1970'li yıllardan itibaren izlenmeye başlanan virüs, 1979'da Avrupa'daki domuzlarda teşhis edilebilir seviyelere ulaşmıştır. Avrupa'daki bu H1N2 virüslerinin genomuna 1970 ve 80'li yıllarda yeni NA (nöraminidaz), HA(hemaglütin) ve diğer viral genler katılmıştır. 1976'da New Jersey'deki (ABD) askerî bir kampta, domuzda çeşitlenmiş yeni bir H1N1 gribi virüsü sebebiyle bir kişi ölmüş;
Günümüzün başarılı insanı, beyninin her iki yarısını da etkili ve dengeli bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor.
Bir eğitimci olarak, gençlere, bilgi ve tecrübelerimizi aktarabilmemiz için belli kurumların var olması gerektiğinden şüphe etmiyorum. Bu kurumların bir yığın kural ve kanun doğrultusunda idare edilmesi gerektiğine de söyleyecek sözüm yok. Ancak, bir insanın ömrünün en değerli yıllarını geçirdiği eğitim yuvalarındaki öğrenme süreci konusunda, bütün o kurallar ve kanunlar manzumelerini ortaya koyup üzerlerinde derin derin düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.
Sıvıların akışkanlıkları arasında milyarlarca kat farklılıklar vardır. Ama su, bu milyarlarca farklı akışkanlık değerleri içinde tam olması gereken ölçüde yaratılmıştır.
Sıvı dendiğinde hepimizin gözünün önünde son derece akışkan bir madde canlanır. Oysa gerçekte sıvıların akışkanlıkları birbirinden çok farklı olabilir. Örneğin katran, gliserol, zeytin yağı ve sülfürik asit arasındaki akışkanlık farkları çok yüksektir.
Allah kainatı kusursuz bir düzen içinde yaratmıştır. Uzayda, yeryüzünde, canlılarda, bitkilerde olağanüstü bir uyum, insanı hayrete düşüren ve hayranlık uyandıran harikalıklar vardır. Rabbimiz bu olağanüstülüğü Mülk Suresi'nde şu şekilde bildirilmektedir:
Bir yüz inşa etmek için gerekli olan ilk şey, bir kurukafadır. Yüz, göz, dudak, yanak, kirpik, kaş, tebessüm gibi düzinelerce kavramla beraber hayalimizde canlanan ne kadar güzellik varsa, hepsi, korku filmlerinin gediklisi olan bu malzeme üzerine kurulur.
Meyve sineklerinin kılları ile insan kulağındaki kıllar tek bir protein çifti tarafından yönetiliyor. Biyologlar, bu buluşun işitme kaybının tedavisi için yeni ufuklar açabileceğini düşünüyorlar. Meyve sineklerinde kulak yok. Bunun yerine vücutlarının büyük bölümünü kaplayan duyarlı kıllar ses titreşimlerini algılıyor. "Tırtık" ve "sivri" adı verilen iki protein, sineklerin gelişim evresinde kılların vücut üzerinde dağılımını belirliyor.
İnsan hücre denen küçük canlılardan meydana gelen, canlılar içinde en mükemmel olarak yaratılmış bir varlıktır. İnsanın bir santimetrekare sinde 250.000 tane hücre vardır. Eğer erişkin bir insandan her saniye “otomat” gibi bir hücre düşmüş olsa idi bütün hücrelerin boşalıp tükenebilmesi için 900.000 sene geçmesi gerekecekti. Bir insanda her saniye 8 milyon hücre doğar. Elektron mikroskopla 500.000 büyüterek dahi yapı sına tam manasıyla vakıf olamadığımız; çatışma prensiplerini henüz anlayamadığımız bir yapıyı tanzim eden büyük kudret karşısında insan iki büklüm olur.
İnsanın her bir hücresinde -0,0001 cm'lik bir yapı olan çekirdeğin içinde- yaklaşık iki metre uzunluğunda DNA, sıkıştırılarak paketlenmiş bir halde bulunuyor. Her hücredeki DNA kodu içinde 3.000.000.000 gen harfi bulunuyor. Diğer bir tabirle, insanın vücut makinesinin karakterlerini belirleyen kitabı yazan Allah (cc) bu kitabı üç milyar harfle şifreleyerek yazmıştır. Vücutta yaklaşık, 100 trilyon hücre bulunduğuna göre; bu kitaptan 100 trilyon küçük paket halinde her bir hücreye yüklendiğini düşünebilirsiniz.
Projenin Tarihçesi
1953 yılında kalıtımın molekülü olan DNA'nın üç boyutlu çift zincir şeklindeki spiral yapısının ortaya konması ve onun işleyişine ait özelliklerinin tanımlanması ve kendini eşleyebilmesinin lâboratuar şartlarında gösterilmesiyle birlikte; "insan genom projesi" farkında olmadan başlamıştı denilebilir. 1970'li yıllarda kesici enzimler ile yapıştırıcı enzimlerin ve DNA'nın kopyasını çıkaran enzimlerin bulunması ve bakterilerden saflaştırılarak kullanma kolaylığının açığa çıkmasıyla çalışmalar hızlandı. DNA'daki kodlu bilginin üçlü kodonlar hâlinde canlıların tuğlası mesabesindeki proteinleri yapan aminoasitlerin sırasını ve sayısını tanımlamasının bulunması, Polimeraz Zincir Reaksiyonu'nun (PCR) lâboratuar şartlarında gerçekleştirilebilmesi, DNA parçalarının çeşitli DNA vektörleri kullanılarak klonlanıp DNA kütüphanelerinin oluşturulması, 1980'li yıllarda birer hipotez olmaktan çıkıp, lâboratuarda bilim adamının deney malzemesi haline geldi. 1985'li yıllardan itibaren farklı DNA parçaları üretmek ve bunu model organizmalara nakletmek, gen adı verilen anlamlı DNA parçaları üzerinde hedefe yönelik mutasyonlar gerçekleştirmek, sıradan işler haline geldi.
Her canlı sistemin yaratılışında dört çeşit kimyevî molekülden (nükleotidten) kurulmuş, 'A,C,G,T' olarak bilinen sembolik bir lisan kullanılır. Bu lisan, canlının temel modelini ve kalıbını belirleyen genetik programın şifrelenmesinde iş görür. Genom olarak isimlendirilen bu program kitapçığı, Kur'ân'ın tarif ettiği çerçeve içinde "İmam-ı Mübin" isimli kitabın bu âlemdeki bir numûnesidir.
İnsan genetiği, insanlardaki değişikliği ve kalıtımı (irsiyet) inceler. Tıbbî genetik ise; insanda tıbbî ehemmiyeti olan genetik varyasyonları, hastalığa yol açan genlerin ailelerde ve toplumda nasıl yayıldığını, hangi mekânizmalarla hastalık olarak ortaya çıktığını inceler.
İnsan Genom Projesi'yle birlikte birçok hastalığın tedavisinde yeniliklerden bahsedilmeye başlanmıştır. Bir insanın bütün programının onun her hücresindeki DNA moleküllerine şifrelendiğini bilmemize ve bu bilgiye ait temel kodları da heceleyerek sökmemize rağmen, bu şifreli bilgilerin potansiyel halden görünür hale geçmesinin sırları halen çok kompleksliktir.
Son günlerde klonlama (canlının döllenmeden tıpkısının çoğaltılması) hakkında çok sık tartışmalar duyar olduk. Önce İskoçya'da bir koyunun meme hücresinden "Dolly" adı verilen bir koyun klonlandı.
Bu haber bütün dünyaya yayıldıktan sonra, haklı olarak insanların aklına "Acaba insan da klonlanabilir mi?" sorusunu getirdi. Koyun klonlanabildiğine göre, insanın klonlanması da teorik olarak mümkün gibi görülüyor. Bazı insanlar Einstein'ın yahut yıllar önce hayata gözlerini kapamış liderlerin kopyalanmasının iyi fikir olabileceği konusunu konuşurken, diğer yandan Hitler gibi insanların da kopyalanabileceği, bu yüzden bu kapının hiç açılmaması gerektiği savunuldu.
Dalton, kanın ‘çok koyu yeşil’ ve defne yaparağının kırmızı balmumuyla’ aynı renkte olduğunu söylerdi. Evet, ünlü bir kimyager olan Dalton, renk körlüğü ya da daha doğrusu renk görüşünde bozukluk olan biriydi.
Dalton’a kırmızı, griymiş ve yeşilden pek az farklı bir renkmiş gibi görünürdü.
Dünya Çapında Bir Problem
1980 yılında Londra’daki City Üniversitesinden Dr. Janet Voke İngiltere’de iki milyondan fazla insanın renk görüşünün bozuk olduğu tahmininde bulundu. Bazı yalıtılmış toplumlarda bu problem daha az görülmektedir. Fiji adasında her 120 kişiden biri renk körüdür, oysa Kanada’da ortalama her 9 kişiden biri renkleri normal görmüyor.
Kazılar sırasındada karşılıklı bir münasebet içinde bulunan veya muayyen bir gayeye uygun bir şekilde düzenlenmiş iki taşa
rastlandığında bunların çok eski zamanlarda yaşamış bir insanın eseri olduğu kanaatine varırız. Fakat bu taşların yanında bir
insan kafatası bulunursa, -ki taştan yapılan bir aletten namütenahi daha mükemmeldir- o zaman kafatasının şuur sahibi bir
varlığın eseri olduğu tasavvuruna yanaşmak bile istemeyiz. O kadar mükemmel bir şekilde yapılan kafatası veya iskelet, aklın
yahut şuurun tavassutu olmadan kendiliğinden veya tesadüfen oluşmuş. (I)
Allah'ı inkâr etmekte insan ne kadar inatçıdır, değil mi?
* Nanoteknoloji nedir, hangi boyuttaki madde ve sistemlerle ilgilenir?
* Nanoteknolojide kullanılan karbon nanotüplerinin ilgi çeken özellikleri...
* Nanoteknoloji, hangi alanlarda ne gibi yenilik ve kolaylıklar getirmektedir?
* Tabiatta nanoteknolojiye misâl olabilecek hâdise ve sistemler...
Daha küçük, daha hızlı ve daha dayanıklıyı araştıran nanoteknoloji, bize en küçük boyutların dünyasını açmaktadır. ‘Nano’ herhangi bir fizikî büyüklüğün milyarda biri demektir. Bir nanometre içine yan yana ancak 2–3 atom sığdırılabilir. İnsanın saç teli çapının yaklaşık 100.000 nanometre olduğu düşünüldüğünde, ne kadar küçük bir ölçekten bahsedildiği daha rahat anlaşılır. Nanoyapılar, uzunluk olarak bakıldığında yaklaşık 10-100 atomluk sistemlere (10-9 metre) karşılık gelmektedir.
Teknolojinin gelişmesiyle daha fazla bilgiyi depolamak ve bunu yüzde yüz güvenilir ve gizli şekilde tutmak ihtiyaç hâline geldi. ‘Bilgi nedir, nasıl depolanır, saklanır ve iletilir?’ sorularına şimdiye kadar çeşitli cevaplar verilmiştir. Günümüzde ise kuantum mekaniği prensiplerinden hareketle, ‘bilginin kuantum modeli’ inşa edilmeye çalışılmaktadır. ‘Kuantum dünyasına dayalı bilgi teorisi’ olarak isimlendirilen bu model, bilginin işlenmesi, saklanması ve iletilmesi konusunda yeni ufuklar açmaktadır.
Kuantum mekaniğinin doğuşu
Evrim teorisine ‘bilimsellik’ maskesi altında din gibi inandığı hâlde, evrimi tartışan bilim adamlarına ‘anti-bilimsel’ veya ‘gerici’ gibi yaftalar vuranlar, meseleye ideolojik yaklaşan medyanın da desteği ile meydana getirdikleri hava içinde, sanki herkes onlar gibi düşünüp inanmak mecburiyetindeymiş gibi, bütün okullarda evrimin tartışmasız olarak okutulmasını talep etmektedirler. 30 sene önce belki bu talepleri kabul görebilirdi. İlim mahfillerini bütünüyle elinde tutan, bir türlü evrimleşememiş ‘yaşayan fosillerin(!)’ dayatmaları karşısında söz söyleyecek çok az insan da akademik engeller sebebiyle, baskı ve tehditler karşısında susabiliyordu. Bugün ise işler tam tersine dönmüş durumda. Doktoralarını yurtdışındaki kaliteli üniversitelerde yapan birçok genç bilim adamı, üniversitelerde ilmî hakikatleri bu köhnemiş fikirlere karşı artık cesaretle söyleyebilmektedir.
Duyulmayan sesin uçuran gücü var
Çinliler , ses dalgalarının "kaldırma kuvveti" olduğunu keşfetti.
Kulağın duyamayacağı kadar düşük ses dalgalarını kullanarak küçük bir süs balığını, örümcek gibi böcekleri "uçurmayı" başardılar.
ÇinliIerin hedefi, ileride insanları da bu yolla uçurmak.
ÇiN'DEKi Zian Politeknik Üniversitesi'nin uzmanları laboratuvarda kulağın duymayacağı ses dalgalarını yayan ve yansıtan bir sistem geliştirdi. Böylece iki platforın arasında bir "ses alanı" oluştu.
Şimdi sizinle isterseniz bir deney yapalım. Bir miktar et alıp, içinde piyasadaki meşrubatlardan doldurulmuş bir kaba koyalım. Bekleyelim ve neticeyi inceleyelim. Göreceğimiz manzara şu olacaktır. Et erimiş ve miktarı azalmıştır Peki, ekseriyetimiz günlük hayatımızda asitli meşrubatları sık sık içeriz. Bu durumda bizim midemizin erimesi gerekmez miydi?
Vücudumuzda, yeryüzünün, bütün hayatı boyunca hiç hatâ yapmayan bir trafik polisi var. Hem de her gün defalarca çalışan, yapabileceği çok ufak bir yanlışlığın bizlere pahalıya mal alacağını bilirmişçesine, kendisine verilen her vazifeyi layıkıyla yapan, gece gündüz demeden ona ihtiyaç duyulan her an göreve hazır ve amade olan, gıpta edilecek bir trafik polisi bu.
Hayatî öneme sahip organlar vücutta hususi bir koruma altına alınmıştır. Göğüs bölgesi; kaburga kemikleriyle muhafazalı, hareketsiz bir kafes şeklinde yaratılmıştır. Bu bölge hareketli olsaydı, kalb, akciğer ve ana atardamarların çalışma düzeni bozulurdu. Yumuşak ve hareketli olan bu organlar, dış tesirlerden zarar görmemeleri için göğüs kafesi gibi muhafazalı ve hareketsiz bir bölgeye yerleştirilmiştir.
Yeryüzü ve gökyüzü çıplak gözle görülebilen, görülemeyen sayısız renkte (dalga boyunda) ‘ışık’ ile doludur. İnsanlar, çıplak gözle ‘görülebilen ışık’ dışındaki dalga boyuna sahip ışıkların farkında değildir; oysa bizim göremediğimiz fakat bazı deniz ve kara hayvanları tarafından görülebilen ışık çeşitleri de mevcuttur. Başka bir ifadeyle, insan için görünmeyen ışık, başka canlılar için ‘görünen ışık’ olabilmektedir.
Beyin hayatımızın en büyük, en önemli organı ve benliğimizin merkezidir. Kâinattaki en gelişmiş ve mükemmel yapı olan beyin, bütün hareketlerimizde, düşüncelerimizde, duygularımızda her zaman devrededir. Beynimiz olmasaydı, göremeyecek, hatırlamayacak, iletişim kuramayacak, hissedemeyecek, uyuyamayacak, vücut sıcaklığımızı bile tutamayacaktık.
İnsan beyni kıvrımlıdır. Yaklaşık 2200 cm2 olan beyin yüzeyinin ancak üçte biri serbest yüzeyde, üçte ikisi ise, kıvrımların derinliklerindedir. Bu sebeple beyin yüzeyi kıvrım kıvrımdır. Bu sayede insan araç kullanır, ince işleri yapmak üzere baş parmak ve parmak kullanır, dil ve matematik sembollerle haberleşmeyi gerçekleştirir, zevk ve isteklerini, yani doyumlarını geçici de olsa bastırmayı mümkün kılar.
Yaşı 4,5 milyar yıl civarında hesaplanan gezegenimizin, ilk 3,5 milyar yılında hayvan hayatından yoksun olduğu tahmin ediliyor. Yaklaşık ilk 4 milyar yıla ait gözle görülür bir fosil kayıt bulunmadığı için, bu zaman zarfında yeterince hayvan olmadığı anlaşılıyor. Bugüne kadar yeryüzünün hiçbir yerinde metazoer (çok ve farklı hücreli) hayvan fosili 600 milyon yıl yaşlı tortul tabakalarda bulunmamıştır.
SİZDEN BİRİ YAĞ SÜRÜNMEK İSTEDİĞİ ZAMAN KAŞLARINDAN BAŞLASIN. ZİRA BÖYLE YAPMAK BAŞ AĞRISINI GİDERİR, KAŞLAR ADEMOĞLUNUN VÜCUDUNDA İLK BİTEN TÜYLERDİR.
HZ.MUHAMMED
(ALLAH'IN SELÂMI ÜZERİNE OLSUN)
Hz.Muhammed! (Allah'ın salât ve selamı üzerine olsun) bir hadisinde:
"Sizden biri yağ sürünmek istediği zaman kaşlarından başlasın, zira böyle yapması, baş ağrısını giderir. Kaşlar Ademoğlunun vücudunda ilk biten tüylerdir." buyurur. (Hakim An Katade (RA) Râmuz- El Hadis)
‘Terminatör’, ‘Biyonik Kadın’ gibi bilim-kurgu filmlerinde görüntüler bazen robotun gözünden yansıtılır ekrana. Böylelikle insanlar, robotların nasıl gördükleri hususunda bir fikir sahibi olur. Köşelerinde birtakım mesaj ve sayılar olan bu görüntülerde hedefe kilitlenme; koordinat çizgileri ve kırmızı bir nokta ile olur. Hayalî bir kabul olan bu görüş şeklinin gerçekleşmesi hususunda ilk adım, Washington Üniversitesi’nde, liderliğini Babak Perviz’in yaptığı bir araştırma grubu tarafından atıldı.
Dünyada yaklaşık 450.000 bitki, 2.500.000 hayvan ve binlerce mikroorganizma türü bulunmaktadır. Her canlı türü, değişik ekosistemlerde kendisine tanınan sınır ve kurallar manzumesi içerisinde hayat sürer. Âdeta “Yeryüzü, bir döşek gibi (elverişli) yaratılmış” ve bütün canlıların kendilerine uygun çevrelere yayılmaları garanti edilmiştir. Değişik özelliklerle donatılmış kara ve su ekosistemleri; deniz, göl, okyanus ve çöller; tuzcul ekosistem ve kaplıcalar canlıların çeşitlenmesine vesile olmuştur.
Son yorumlar
3 gün 16 saat önce
4 gün 19 saat önce
5 gün 9 saat önce
5 gün 13 saat önce
3 hafta 3 gün önce
4 hafta 1 gün önce
4 hafta 3 gün önce
4 hafta 5 gün önce
4 hafta 5 gün önce
18 hafta 18 saat önce